Anasayfa / Sinema & Tv / BOZACIIIIIIIIIIIIIIII

BOZACIIIIIIIIIIIIIIII


Pek çoğunuzun olduğu gibi benim de çocukluğumun en güzel anılarındandır boza... Özellikle anneannemlerin Konya’ da oturduğu dönemlerde soğuk kış gecelerinde kendine has ahenkli sesiyle Bozaaaaaacıııııı diye bağıran satıcıdan bozalarımızı alıp gelirdi rahmetli dayıcığım. Üzerine anneanneciğimin sıcacık kavurduğu leblebiler ve tarçınla tatlandırarak içerdik bozalarımızı. Sobanın huzur veren çıtırtıları, elimde bozam, tatlı sohbetler, anneanneciğimin sevgi dolu kucağı... O tadı hayatımın hiçbir döneminde bulamadım. Boza çocukluğumla eşdeğerdir benim için. Zaten beni büyüten rahmetli anneannem, rahmetli dedem, gencecik yaşında bir trafik canavarı yüzünden vefat eden sevgili dayıcığım ve o günlerden bana kalan, canım gibi sevdiğim teyzeciğimle yaşadığım o günler harikaydı... Onlarla geçirdiğim tatillerden sonra annemlerin yanına döndüğümde haftalarca konuşmazmışım onlarla, “beni tekrar onlara götürün” diye ağlarmışım sadece.

Bozacının beni çocukluğuma götüren o hatıra yüklü sesini İstanbul’ da yaşadığım dönemlerde duyamadım hiç. O koca şehirde hiç mi bozacı yoktu, yoksa benim yaşadığım yerlerden mi geçmiyorlardı o ses beni ağlatmasın diye hiç bilemedim. Ankara’ ya taşındık bu sonbahar, Ankara’ nın o bildik kışı geldi ve ben bir gece gene duydum bozacının sesini. Ağlamak geldi içimden,  sevgili eşim can yoldaşım bilir benim bu duygularımı, “hemen çıkıp alayım” dedi... Ama yok, içim kaldırmadı, her geçen gün kaybettiklerimin özlemini daha çok duydukça bozacıdan alınmış bozayı içemeyeceğimi fark ettim. Ne garip değil mi , sadece sokak bozacısından aldığım boza bende o geri dönüşleri yaşatıyor, yoksa pastanelerin, marketlerin raflarında gördüğüm plastik şişelerdeki teknolojik boza etki yaratmıyor bende... 

Bozanın çoğumuz için bir hikayesi vardır , ufak bir araştırma yaptım bakalım bozanın kendi hikayesi neymiş diye. Böylece neredeyse 1.5 yıldır ara verip küstürdüğüm bloğumu da çocukluğumun hüzünle karışık özlem dolu anılarından bulup çıkarttığım bozayla  canlandırmış olayım dedim.

Boza pek çok kaynağa göre antik bir içecek, tarihi 8000 – 9000 yıl öncelerin Mezopotamya’ sına kadar uzanıyor. Yunan tarihçi Xenophon boza ile ilgili kayıtların ilk olarak M.Ö. 401 yılında Doğu Anadolu’ da görüldüğünü kaydetmiş. O dönemde boza kilden yapılmış küplere konarak yer altında saklanırmış. Boza Türk’ lerin bu bölgeye ulaşmasına dek o coğrafyaya kapalı kalmış, Türk’ ler bu içeceğe Pers’ çe buze kelimesinden türeterek boza adını vermişler. Buze Pers’çe de darı anlamına gelmekteymiş. Osmanlılar döneminde ise boza altın devrini yaşamış, şehirler ve kasabalarda o dönemlerdeki en önemli satış ürünlerinden birisi haline gelmiş.

Boza günümüzde sadece ülkemizde değil Arnavutluk, Bulgaristan, Makedonya, Karadağ, Bosna Hersek, Kosova, Romanya’ nın bazı bölgeleri, Sırbistan, Ukrayna ve çok sınırlı olmakla birlikte Polonya ve Litvanya’ da da bilinen bir içecek. Boza yapımında Arnavutluk’ ta mısır ve buğday kullanılırken, Bulgaristan ve Romanya’ da  buğday ve darı kullanılıyor. Makedonya’ da boza daha az yoğun ve hafif bir içime sahipken daha tatlı yapılıyor. Ülkemizde de genelde tarçın ve leblebi ile servis edilen bozanın Osmanlı İmparatorluğu döneminde karbonhidrat ve vitamin yoğunluğu sebebiyle ordunun beslenmesinde kullanıldığı biliniyor.

Osmanlı döneminde boza daha çok Edirne, Bursa, Amasya ve Mardin’ de üretilmekteydi. 2. Selim bozanın içilmesine kısıtlamalar getirmiş kendi zamanında. Nedeni de o dönemde üretilen bozaların alkol oranının yüksek olması, ki bu oran % 4 - % 9 arasında değişmekteymiş. Evliya Çelebi 17. yüzyılda yazmış olduğu Seyahatname' sinde İstanbul' da 300,  Bursa' da ise 97 adet bozahanenin bulunduğunu belirtmiştir 19. yüzyılda ekşi ve alkollü bozanın yerini, giderek tatlı Arnavut bozası almıştır. Çünkü bu boza çeşidi saray tarafından daha çok sevilmiştir.

Pek çok gıda ürünümüzde olduğu gibi bozayı yayanlar ve altın değerini yaşatan bizler olduğumuz halde sonradan sahip çıkamamışız bu güzel içeceğe... Zaten eski değerlerin, güzelliklerin hangisine sahip çıkabiliyoruz ki bozayı sahiplenebilelim. Devir hesap devri diyenler kendilerini kandırıyor, devir tüketim devri, devir her tür manevi güzelliği maddileştirme devri, devir çıkar devri...

Boza A vitamini ile birlikte 4 çeşit B vitamini, C vitamini ve E vitaminlerini de içeriyor. Fermentasyon süresince boza gıda maddelerinin çok azında bulunan ve sindirime yardımcı olan laktik asit de üretiyor. Bozanın soğuk algınlığına da iyi geldiği söyleniyor. Emzirme süresinde ise süt üretimine katkıda bulunduğu biliniyor. Eski dönemlerde kolera tedavisinde bozanın kullanıldığı da okuduğum kayıtlar arasında.

Bozanın hikayesinden sizlere ulaştırabildiklerim bu kadar. Anılarımın bu güzel içeceğini rahmetli anneanneciğimden aldığım bir tarif ile sizlere ulaştırmak istiyorum.

 

Malzemesi :

 

2 kg bulgur

250 gr ekmek mayası

½ kg toz şeker

 

Yapılışı :  Bulgur bol suda lapa gibi pişirilir. Ateşten alınıp kalın örtülere sarılarak sabaha kadar bekletilir. Donmuş aşure kıvamına gelen lapa tel elekten geçirilir. Ayrı bir kapta ekmek mayası ılık su ile ezilir. Tel elekten geçirilip bulgura katılır. İstenen tada göre şeker eklenir. Cam bir kavanoza veya emaye bir tencereye konup ağzı kapatılır. Kepçe ile arada bir karıştırılır. 3-4 gün sonra açılır. 

 

Afiyetle, sevgiyle kalın dostlar

 

 

MÜGE

 

DERLEME KAYNAKLARI :
 

http://www.gelenekselgidalar.com

http://www.guzelsanatlar.gov.tr

http://en.wikipedia.org/wiki/Boza

http://www.rachellaudan.com/tag/archaic-drinks



Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği duvarında Paylaş
  • Bu içeriği arkadaşlarınla paylaş!
  • Yeni içerikler bul!